
Kerem Önder
Kerem Önder
Kerem Önder Hocamızın bağımlılık yapan üslûbuyla, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akâid, Siyer ve Tasavvuf gibi İslam ilimlerinin özetini, bu kanalda hiç sıkılmadan ve zorlanmadan hızlı bir şekilde öğrenecek ve hayatınıza tatbik etmekle kalmayıp etrafınızdaki insanlara da kolayca aktarabileceksiniz.
"Sizden hiç bir ücret istemeyenlere tâbi olun. Onlar, hidayete erdirilmişlerdir." ayeti gereğince sohbet videolarımızı, ücret talep etmemek kaydıyla istediğiniz gibi paylaşabilirsiniz. (Yasin 21)
Tebliğ niyetiyle tanıdığınız herkese kanalımızı tavsiye edin. Çünkü:
"Kim, iyi bir işe aracılık ederse, onun d
- 27 episodes
- daily
- Avg 45 min
- Turkish
Yesterday · 46 min- KÖ
September 12 · 49 minAyaküstü Gündem... Mevlid Gecesi 24.08.2026 / Kerem Önder
Ayaküstü Gündem... Mevlid Gecesi 24.08.2026 / Kerem Önder Web / https://keremonder.comFacebook / / kereminden Instagram / / kerem_onder_hocaX / / keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder
- KÖ
September 11 · 44 minAyaküstü Gündem... 4.8.2026 / Kerem Önder
Ayaküstü Gündem... 4.8.2026 / Kerem Önder Web / https://keremonder.comFacebook / / kereminden Instagram / / kerem_onder_hocaX / / keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder
- KÖ
September 10 · 36 minAyaküstü Gündem... 21.7.2026 / Kerem Önder
Ayaküstü Gündem... 21.7.2026 / Kerem ÖnderWeb / https://keremonder.comFacebook / / kereminden Instagram / / kerem_onder_hocaX / / keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonder
- KÖ
September 9 · 33 minAyaküstü Gündem... 7.7.2026 / Kerem Önder
Ayaküstü Gündem... 7.7.2026 / Kerem ÖnderWeb / https://keremonder.comFacebook / / kereminden Instagram / / kerem_onder_hocaX / / keremonder1 Podcast / https://anchor.fm/keremonde
- KÖ
September 8 · 30 minGeylani sohbetleri 32 / Kerem Önder
Emre uy, yasaklardan kaçın. Şu belalara sabırla karşı koy. Nafile sünnet ibadetleri yapmaya çalış; sünnet olan işleri yapmaya gayretli ol, ismin “Uyanıklar” defterine yazılır. Yaratıcı'dan sana başarı gelir. Yaptığın çalışma boşa gitmez. Zorla huzur bulunmaz; bu sevdayı bırak. Amel kapısına yapışırsan o da senin için sonuna kadar açık kalır. Yanımda akıllı durunuz. Bana sebatla bağlanınız. Niyetinizi tam tutunuz. Azimet sahibi olunuz. Beni töhmetle yâd etmeyiniz. Hakkımda iyi düşününüz. Böyle yaparsanız sözlerimin yararını bulursunuz; dediklerimin mânasını anlarsınız. Ey beni töhmet altına almak isteyen, yarın her şey açığa çıkar. Hâlimi olduğu gibi anlarsın. Aman, beni zahmete sokmayınız. Hâlime bırakınız beni. Kalp hâlin beni kahra uğratmak istiyor. Beni mağlûp etmek istiyor. Hâlbuki dünya işleri başımı aştı. Âhiret işleri kalbimi sardı. Allah Teâlâ'nın büyük tecellisi, sır âlemini kapladı. Sizlerle uğraşacak hâlim mi var? Bana yardımcı yok mu? Bana iyilikle yanaşacak kişi nerede? Kendi öz düşüncesi ile hâlimi soracak kimse yok mu? Yardımcım olduğu için kim Allah'a hamd eder? Herkes gibi benim de yardımcıya ihtiyacım olur. Hak Teâlâ'dan gayrı herkesin yardıma ihtiyacı vardır. Akıllı olunuz. Allah yoluna girenlere karşı iyi edep tavrı takınınız. Onlar, aşiretlerin bölüşmesi imkânsız olan kişilerdir. Beldeler onların hürmetine durur. Kullar onlar için esirgenir. Yeryüzü onların şerefine muhafaza edilir. Onlar olmasa sizin gösterişli hâlinizi kim neyler? Nifak ve şer hâliniz bir günde bu ülkeyi yıkar, batırır. Ey Allah'ın düşmanı münafıklar, Peygamber’in (s.a.v) sevmediği kimseler ve ateşe yanacak odunlar, sizin ne kıymetiniz var? Allah’ım, tevbemi kabul et. Onlara da tevbe nasib eyle. Beni ve onları ayıktır. Hem bana hem de onlara acı; rahmet nazarınla bak. Nefse verilen şeyde senin dahlin yoktur. Kadere senin hükmün geçmez. Sana düşen, duyguların kontrolüdür. Niyetin temiz tutulması, sana düşen vazifeler arasındadır. Bunu yaparsan, Hak tarafından iyi kimseler arasına yazılırsın. Kısmetler kaybolmaz. Gücüne, kuvvetine ve elinde bulunan fâni mala güvendiğin zaman gayb âleminden bir şey bekleme. * Allah’ım, sebeplere dayanmaktan sana sığınırız. Heveslere dalmaktan bizi koru. Boş alışkanlıkla olmayı bize nasib etme. Bütün, hâllerde Sen’den Sana sığınırız. “Rabb’imiz, bize dünyada iyilik ver. Âhirette iyiliğini esirgeme. Bizi ateşe atılmaktan koru.” (Bakara 201) “Allah’ın mahlukları arasında üç yüz Ebdal denilen has veli kulları vardır. Allah onların vesilesiyle hayat verir, öldürür. Onların yüzü suyu hürmetine yağmur yağdırır, belaları def eder.” (Aclunî, Keşful-hafa,1/33) Hz. Ömerin yağmur duasında hz. Abbas ile tevessülü. Müslüman olan insan baklava gibi tatlı olur ama cahil kalırsa turşulu baklava kadar ekşi olur. Tasavvuf ince insan yetiştirme sanatıdır. İnsanlar kaba insanlar odunlaşırlar. Cahillerle beraber oldukça cahilleşirler. Kelime hazneleri gittikçe daralır toplamlarına geçirmek zorunda kalırlar. Herhangi bir şeyi örneklendirmek istedikleri ellerinde bir çok düzgün seçenek olmasına rağmen en kötüyü ve en dip seçeneği tercih ederler en kötü kelimeyi tercih ederler. Kaliteli Müslümanlar örnek vereceği zaman mesela derler misali derler faraza derler diyelim ki derler bir şeyi örneklendirme on kelimesi vardır. Ama cahiller örneklendirmek istedikleri zaman sözde şöyle başlarlar atıyorum atıyorum ne ya ne atıyorsun oğlum sen. Başka bir cahil şöyle der sallıyorum ya ne sallama adamsın sen ya sallamak ne demek örneğinde mesela de farz de.
- KÖ
September 7 · 49 minMalınla, canınla ve dilinle cihad edeceksin! - Tevbe 41 tefsiri / Kerem Önder
"Kolay da olsa zor da olsa sefere çıkın ve mallarınızla canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Bilirseniz, bu sizin kendi iyiliğinizedir." Tevbe 41Malınızla veya canınızla demiyor Allah. Ve canınızla diyor. Allah yoluna koşturmak sadece benim görevim değil zengin kardeşim. Sen de benimle beraber koşturacaksın. Hocaya zekatımı verdim, o savaşsın yok!Hz. Peygamber yaklaşık 30.000 kişilik bir orduyla hicretin 9. yılı Receb ayında (Ekim 630) bir perşembe günü Medine'nin kuzeybatı istikametinde, bugün Suudi Arabistan sınırları içinde ve Ürdün'ün güney sınırına yakın bir yerde bulunan Tebük'e doğru hareket etti. Bu onun büyük bir ordunun başında kumandan olarak katıldığı son seferdir.Tebük Seferi, iki taraf arasında fiili bir çatışma yaşanmadan ve kan dökülmeden zaferle sonuçlanmıştır. Müslüman ordusunun büyüklüğünü ve kararlılığını haber alan Bizans güçleri ve bölgedeki Hristiyan kabileler, savaşmaktan vazgeçip geri çekilmiş veya İslam devletine barış teklif etmiştir."Yani, 'Siz, ister cihad size ağır gelecek bir durumda, isterse hafif gelecek bir durumda, savaşa çıkınız' demektir.Hifaf ve Sikal Kelimelerinin Şerhi:Çoluk çocuğunuz az olduğu için, hafif olarak; çok olduğu için, ağır olarak.Hafif silahlarla; ağır silahlarla.Binekli olarak; yaya olarak.Gençler olarak; ihtiyarlar olarak.Zayıf olarak; şişman olarak.Sıhhatti olarak; hasta olarak.Bu hususta sahih olan, bütün bu bahsedilenlerin hepsinin bu ifadenin muhtevasına dahil olmasıdır. İmdi şayet, "Siz, bu emrin, bütün insanları, hatta hastaları ve acizleri de içine aldığını mı söylüyorsunuz?" denilirse biz deriz ki: Bu ifadenin zahiri bunu gerektirir.İbn Ümmi Mektûm'un, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'e: "Benim de savaşa çıkmam gerekir mi?" dediğinde, Hazret-i Peygamber'in de: "Sen ya hafifsin, ya da ağır, 'sakîl'sin..." dediği, bunun üzerine İbn Ümmî Mektûm'un, ailesine dönerek silahını kuşandığı ve Hazret-i Peygamber'in önünde denediği; bunun üzerine de Cenâb-ı Hakk'ın: "Âmâya göre bir hareç, darlık ve günah yok" (Nur, 61) ayetinin nazil olduğu rivayet edilmiştir.İbn Um Mektum Uhud günü şöyle demişti: "Ben, gözü görmeyen bir kimseyim. O bakımdan sancağı bana teslim ediniz. Çünkü sancağı taşıyan geri dönecek ve kaçacak olursa ordu da bozguna uğrar. Ben ise kimin kılıcıyla üzerime geldiğinin farkına varamam. O bakımdan da yerimden ayrılmam." Ancak, önce de Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/152. âyetin tefsirinde) geçtiği üzere müslümanların sancağını o gün Mus'ab b. Umeyr almıştı."Said İbn'l-Müseyyeb, bir gözü görmediği halde savaşa çıkmıştı. Ona: "Sen, hastasın; senin sıkıntın var" denilince o: "Allah, hafif olanın da, ağır olanın da savaşa çıkmasını emretmiştir. Şayet ben savaşamıyorsam, hiç olmazsa kalabalığı artırırım ve eşyaları korurum" dedi.Ebû Talha, Tevbe Sûresi'ni okumaya başlamış ve şu: "Ağırlıklı ve ağırlıksız olarak Savaşı çıkın" âyetine gelince, ey oğullarım, demiş. Haydi beni Savaşa çıkmak üzere donatın, beni donatın, demiş. Oğulları ona: Allah sana merhamet ihsan etsin. Sen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte vefat edinceye kadar gazada bulundun. Ebû Bekir ile vefat edinceye kadar, Ömer'le de vefat edinceye kadar gazada bulundun. Senin yerine biz gazaya gideriz, dedyseler de o: Hayır beni donatınız, demişti. Bunun üzerine bir deniz Savaşına katıldı ve denizde öldü. Kendisini gömecekleri bir adaya ancak yedi gün sonra ulaşabildiler. Onu orada defnettiler. Cesedinde hiçbir değişiklik olmamıştı."Ebû Eyyüb el-Ensarî, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'le birlikte Bedir'de bulundu ve müslümanların savaşlarının hiçbirinden geri kalmadı. Zira o, şöyle derdi: "Allah, 'Sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak elbirlik savaşa çıkın' buyurmuştur... Binâenaleyh ben kendimi, ya hafif ya da ağır, 'sakil' olarak hissediyorum."Daha sonra Cenab-ı Hakk, "Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihâd edin" buyurmuştur.Cihâdın, tek başına kaldığı ve gücü de yettiği zaman, can ile yapılması vacib olur.
- KÖ
June 3 · 42 minRüya veren cinler? - Mektubat 174 / Kerem Önder
174. Bu mektûb, hâce Muhammed Eşref-i Kâbilîye yazılmışdır. Bu yolun şaşkınları, uzaklık görünen yakınlık ve ayrılık sanılan vuslat ararlar. Yazılan rü’yânın cin te’sîri ile olduğu bildirilmekdedir: “Kıymetli kardeşimin güzel mektûbu geldi. Fakîrleri sevdiğinizi ve bu yüksek insanlara sığındığınızı bildirdiği için, bizleri çok sevindirdi. (Kişi sevdiği ile berâberdir) hadîs-i şerîfi, büyük müjdedir. Fekat, bu yolun âşıkları, bu kadarla doymazlar. Yakınlık görünen uzaklıkla sevinmezler. Uzak görünen bir yakınlık ve ayrılık görünen bir kavuşmak ararlar. İşin gecikdirilmesine, sonraya bırakılmasına râzı olmazlar. Tenbelliği, gericiliği çirkin bilirler. Kıymetli dakîkaları, yaldızlı pislikler için elden kaçırmazlar. Ömür sermâyesini, sonu gelmez hayâller arkasında geçirmezler. Yüksekleri bırakıp, alçaklara bakmazlar. Beğenileni verip, gadab olunanı, kızılanı almazlar. Tatlı yağlı yemeklere aldanmazlar. İnce, süslü elbise için, Allahü teâlâya kulluk zevkıni vermezler. Hükümdârlık koltuğu gibi olan kulluğu, pislik gibi olan dünyâ bağlılığı ile kirletmekden utanırlar. Allahü teâlânın mülkünde, memleketinde, Lât ve Uzzâ putlarını Ona ortak yapmakdan hayâ ederler. Kardeşim! Bu makâmda, hâlis din isterler! Zümer sûresinin üçüncü âyetinde meâlen, (Biliniz ki, Allahü teâlâ, ancak hâlis dîni beğenir) buyuruldu. Ortaklık tozunu bile kondurmak istemezler. Zümer sûresinin altmışbeşinci âyetinde meâlen, (Eğer Allah’a ortak koşarsan bilmiş ol ki yaptıkların boşa gidecek ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olacaksın!) buyuruldu. Bir ân, kendinizi düşününüz! Eğer, ortak katılmamış bir dîniniz varsa, size müjdeler olsun! Eğer böyle değilse, başınıza belâ gelmeden önce çâresine başvurunuz! Yazdığınız rü’yâ, cin görünmesidir. Onun boş işleridir. Cinnin böyle, bozuk işleri, tâliblerde çok görülmekdedir. Buna hiç üzülmeyiniz! Nisâ sûresinin yetmişbeşinci âyetinde meâlen, (Şeytânın aldatması, elbette zayıftır) buyuruldu. Eğer yine gelirse, (Kelime-i temcîd) okuyunuz! Ya’nî, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm) deyiniz! Bunu okumak, cinleri dağıtır, kovar. Doğru yolda bulunanlara ve Muhammed Mustafânın izinde gidenlere selâm olsun “aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmâtü etemmühâ ve ekmelühâ” Yüce Allah, Kur'ânda, Hazret-i Nûh'un ağzından şöyle buyuruyor "Yâ Rabbî! Beni, ana-babamı, imân etmiş olarak evime girenleri mü'min erkek ve kadınları affeyle..." (Nûh sûresi, âyet: 28). Yine Yüce Allah, Hazret-i İbrahim'in ağzından şöyle buyurmuştur: "Ey Rabbimiz! Hesab görüleceği gün, beni, ana babamı ve mü'minleri affeyle." (Ibrahim sûresi, âyet: 41) Rabbenağfirlî duasını bellet çocuğuna… Öldükten sonra onun sırtından geçinirsin, kurnaz ol. Abdullah ibni Mesut’un karısı kocasını şikayete peygamberimize geldi. Bütün gece namaz kılıyor benim kocam dedi peygamberimiz aleyhisselam dedi ki ben onla konuşacağım. Abdullah gecenin üçte birinde ibadet yap üçte birinde dinlen üçte birinde ailenle ilgilen. İslam bir denge dinidir bütün aşılıcılıklardan bizi men eder iki aşırı kavim bize bir örnektir Yahudiler ve hristiyanlar. Örnek olarak bacaklarını acmazsan yürüyemezsin ama bacaklarını gereğinden fazla açarsan yine yürüyemezsin düşersin Allah her şeyi dengede yapmamızı istiyor. Tövbe yapacaksın ama nasuh tövbesi yapacaksın. Nasuh tövbesi mutlak butlan gibidir. Tam bir geriye dönüş temizliğe dönüş Yani siz bir dinsizden merhamet mi ararsınız ben size bir ateistim merhamet kapasitesini yaşanmış bir olayla anlatacağım: Bir kardeşim anlattı 11:12 yaşlarında okulda sınıfına girerken parmağını kapıya kaptırıyor ve parmak kesilince kanamaya başlıyor. Çocuğun da en sevdiği öğretmen ateist ve eşcinsel hem ateist hem eşcinsel. Yani zebaniler ellerindeki listeye baktığında kafaları karışacak ya hem ateist hem eşcinsel cehenneme atacağız da ya Rabbi hangisini atacağız kafaları karışacak. Öğretmene gidiyor diyor ki hocam parmağım kanıyor yardım eder misiniz? Öğretmeni şöyle cevap veriyor “ayy minik bir kedi miyav dedi, git bir bardak su iç geçer.
- KÖ
June 2 · 53 minAbdülkadir Geylani sohbetleri 31 / Kerem Önder
31.Sohbet“Yapılan öfke, Allah için olursa iyi sayılır. Başka sebeplerle duyulan öfke iyi sayılmaz. İman sahibi, hiddetini Allah'ın emri olmadan göstermez. Nefsi için hiçbir hiddete kapılmaz. İslâm dininin zaferi için hiddet eder; fakat nefsin arzusunu yerine getirmek için sertleşmez. İman sahibi, dinî emirlerin biri zedelenecek olursa sonsuz hiddete kapılır; onun hiddeti şiddetlidir. Evi elinden alınan bir kaplan, belki onun kadar hiddete gelemez. Şüphesiz, Allah Teâlâ da öfkelenir. İman sahibinin öfkesi, ilâhi öfkeye benzer. İmanı bütün olan Yaratan'ın darıldığı şeylere darılır, hoşlandığı şeylerden hoşlanır, sevinç duyar. Aslında nefsin için olan, fakat dışta Allah için olduğu görülen hiddeti etme. Sonra münafık olursun. Münafık olmasan bile benzersin. Allah için olan şey devamlı, ömürlü olur. Başkası için yapılacak hiddet az zaman durur, sonra geçer. Varlığını Hak yoluna vakfeden kimselerle ol. Onların kuvveti ile kuvvet bul. Görüşlerini onların görüşlerine uydur. Bunları yaparsan Yaratan, onları övdüğü gibi seni de över. Seni meleklere metheder. Daha başka tabirle, seninle övünür. Her şey zıddından ve sevmediği şeyden kaçar. Kuvvetler çeşitlidir. O zıtlar arasında kudsî kuvvetler ve onun karşısında kudsî olmayan kuvvetler vardır; sana düşen ilâhî kuvveti alıp aksini bir yana atmak. Varlığını Hak varlığı ile doldur. O kudsî varlığı yitirirsen, hiçbir şey bulman kabil değildir. Görürsün. Sonra yine O'nu görürsün. O'nun dışında varlık görmek mümkün olmaz. Yeter ki, varlığını temizlemen kabil ola. Neler görmezsin ki? Ancak temizlik şarttır. Bir padişahın katına dış pisliği ile girilmediği gibi mukaddes varlığa da derûnî kirle girmek mümkün değildir. İçin boşalmış, orayı aç kurtlar doldurmuş. Seni neylerler? Ruhunda bir inkılâp yap, temizle. Ancak bundan sonra şahın katına girebilirsin. Hak yakınlığı dehşet verir. Şayet bir dehşet duymuyorsan, sakın O'nun yakınlığından dem vurma, sonra yalancı olduğunu yüzüne vururlar. Kulların işiyle gönlünü eğlendirmektesin. Onların sana gelip el öpmelerini bekliyorsun. Onlar gelip bir şeyler versinler diye kapıda bekliyorsun. İstediğini yerine getirmedikleri zaman üzüntü duymaktasın. Övülünce yüzün gülüyor. Kötülüğünü söyleyen olursa yüzün buruşuyor. O büyükler Hak varlığında sakin olurlarsa, imanları artar. Kullara güvenir, onların geçici metalarına koşarlarsa perişan olurlar, imanları kuvvetten düşer. Ama onlar hiçbir zaman yaratılmışlara dayanamazlar. Yaratan'larına güvenirler, O'na tevekkül ederler. İstinat noktaları Hak'tır. O'ndan korkarlar. Bir şey bekleyecek olurlarsa yine O'ndan beklerler. Çünkü er geç gidecekleri yer orasıdır. Tevhid ehlidirler. Şirk yolunu bilmezler bile. Düşkün oldukları hâl budur. Tevhidleri kalplerinde yer etmiştir. Halkla sohbet eder, iyi geçinirler. Kendilerine karşı bir cahillik eden olsa onunla bir olmazlar. Hak Teâlâ onların bu vasfını şöyle anlattı: “Cahiller onlara söz attıkları zaman, selâm derler.” (el-Furkân, 25/63) Sus; cahillere yumuşak davran. Cahil kişinin yanlış hâli seni üzmesin. Onların tabiatında mevcut olan huysuzluk yüzünü buruşturmasın. Nefis ve şahsî arzularının sapık tezahürü seni üzmesin. Ama bir günah işledikleri zaman da susma, konuş. Hatalı işlere karşı susmak yasaktır. O zaman konuşmak ibadet sayılır. Gücün yeterse, iyiliği yaptır. Kötülüğe mâni ol. Bu babta kusurlu olma. O kapı bir hayır kapısıdır. Kendin için bir ganimet bil, içeri girmeye bak. Dünyanın ömrü nedir? Nimeti ne kadar sürer? Bir gün mevcut olan güzel hâli, ikinci gün oluyor mu ki? İman sahibi bunları iç âleminde sezer. Dünya çirkin huyludur. Elinde karası bulunur. Her sözü zehir taşır. Tadı hemen gider. Ve bir daha dönmez. Hiçbir vaadinin aslı çıkmaz. Ahdine vefa etmez. Ona güvenip üstünde köşkler kurmak, su üstünde ev yapmaya benzer. İman sahibi dünyayı tutmaz. Onda yerli olmayı aklına koymaz. Bu sebeple derecesini artırır. Hak irfanına sahib olur. Mahlûk şeyleri sevmez. Bu yüzden öbür âlemi de istemez.
- KÖ
May 31 · 46 minOkul k*tliamları? - Mâide 32 tefsiri / Kerem Önder
“…Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Şüphesiz peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler. Ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde taşkınlık göstermektedirler.” (Mâide 32)Medine yahudileri Hz. Peygamber’i ve sahâbeden bazılarını öldürmek için tuzak peşindelerdi. Bu sebeple yüce Allah onlara adam öldürmenin ne kadar büyük bir cinayet olduğunu göstermek için Hz. Âdem’in iki oğlunun kıssasını anlattıktan sonra onların kutsal kitaplarında da haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek; bir canı kurtarmanın da bütün insanlığı kurtarmak gibi olduğunun yazılı bulunduğunu haber vermiştir.Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri haksız yere adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Ancak bu suçu önlemek için alınan caydırıcı tedbirler farklıdır. İslâm, haksız yere adam öldürmeyi önlemek, toplumun can güvenliğini sağlamak, onları huzurlu ve mutlu yaşatmak için bu suçu işleyenlere dünyada kısas cezasını öngörmüştür.“Cenâb-ı Hak burada, tek bir canı öldürmenin, bütün insanları öldürme gibi olduğu hükmünü vermiştir. Şüphe yok ki bu sözden maksad, kasten ve haksız yere adam öldürmenin cezasını iyice anlatmaktır. Bunun bu şekilde anlatılmasındaki gaye de, yahudilerin böylesine bir tehdidin olduğunu bilmelerine rağmen peygamberlerini öldürmeye yeltenip, öldürdüklerini belirtmektir. İşte bu, onların kalplerinin son derece katı ve itaattan uzak olduklarını gösterir. Bu kıssaların anlatılmasından maksad, daha evvel de bahsettiğimiz gibi, yahudilerin Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile güzide sahabelerini öldürmeye niyetlendikleri hadise ile ilgili olarak, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i bir teselli.Müslümanlara karşı savaşan kâfirin küfrü ve imandan sonra küfre girip irtidad etmesi veya haydutluk yaparak yol kesmesidir. "Allah ve Resulüne harb açanların cezası ancak öldürülmeleridir" (Mâide.33) âyeti ile muradı budur.Tek bir insanın öldürülmesini, bütün insanların birden öldürülmesine benzetmek, bir kimseyi haksız yere kasten öldürme işinin ne kadar mühim bir suç ve büyük bir günah olduğunu iyice beyân etmek içindir. Yani nasıl bütün insanların öldürülmesi herkesçe çok büyük bir cürüm ve suç ise, aynı şekilde tek bir insanın öldürülmesinin de çok büyük ve korkunç bir suç olması gerekir. Binâenaleyh bu ifâde ile kastedilen, her ikisinin de büyüklük ve vahamet bakımından birbirine benzediğini ortaya koymak olup, büyüklüğün miktarı bakımından denk olduklarını beyân etmek değildir. Bu, nasıl çok büyük ve vahîm bir suç olmasın ki? Çünkü Cenâb-ı Hak, "Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedi kalıcı olmak üzere cehennemdir..." (Nisa. 93) buyurmuştur.Bir kimse haksız yere kasten bir kimseyi öldürmeye teşebbüs ettiği zaman, şehvet ve gazap tarafını, taat tarafına tercih etmiş olur. Durum böyle olunca, bu tercih her bir insana nisbetle meydana gelmiş olur. Böylece onun kalbinde, kendisi ile arzu ettiği şeylerden herhangi biri hususunda çekişen her ferdi, gücü yettiği takdirde öldürme düşüncesi yer alır. Halbuki mü'minin hayırlar hususundaki niyetleri, amellerinden daha hayırlıdır. Bunun gibi, mü'minin şerler hususundaki niyet ve düşünceleri de, şer amellerinden daha şerlidir."Yahudilerin çoğu, bundan sonra, yani peygamberlerin gelişinden ve onlara öldürmeyi haram kılışımızdan sonra, yine de haddi aşmışlardır, yani adam öldürmenin büyük bir suç olduğuna aldırış etmemişlerdir."Âyette, "Kim de onu diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur..." buyruğundaki "onu diriltmekten" murad, o insanı yangın, boğulma, açlık, soğuk ve sıcak gibi öldürücü ve yok edici şeylerden kurtarmaktır.”
- KÖ
May 30 · 44 minParmakla gösterilen korksun? - Mektubat 171 / Kerem Önder
171. Mektup Bu mektûb, molla Tâhir-i Bedahşîye yazılmışdır."Âlemlerin rabbi olan Allahü teâlâya hamd olsun. Peygamberlerin efendisine salât ve selâm olsun. Onun temiz Âline ve Eshâbının hepsine iyi düâlar olsun! "sallallahü teâlâ aleyhi ve alâ Âlihi ve Eshâbihi ecma'în".Biz fakîrlerin, Allahü teâlâya karşı aşağı, küçüklük düşüncesi içinde olmamız, herşeyi Ondan beklememiz, kalbi kırık, hep yalvarıcı ve Ona sığınıcı olmamız, kulluk vazîfelerini yapmamız, islâmiyyetin dışına taşmamamız ve sünnet-i seniyyeye sıkı sarılmamız lâzımdır. Hayrlı işler yaparken niyyetlerimizi düzeltmeliyiz. Kalblerimizi, dünyaya düşkün olmakdan kurtarmalıyız. Her uzvumuz islâmiyyete teslîm olmalıdır. Ayblarımızı görüp, günahlarımızın çokluğunu düşünüp, Allahü teâlânın intikâm almasından korkmalıyız. İyiliklerimizi az görmeli, günahlarımızı az olsa da, çok bilmeliyiz. Şöhret sahibi olmakdan, insanlar arasında iyi tanınmakdan çok korkmalı, titremeliyiz. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem", (Din veyâ dünyâ işlerinde iyi tanınarak parmakla gösterilmek, bir kimseye zarar olarak yetişir. Bu zarardan ancak Allahü teâlânın koruduğu kurtulabilir) buyurdu. İnsân, niyyeti ve işleri, ne kadar hâlis ve iyi olsa da, kendini kusûrlu ve kabâhatli bilmelidir. Tesavvuf yolunda, ele geçen ni'metlere, hållere, zevklere güvenmemeli, ne kadar doğru ve islâmiyyete uygun olsalar da, bunlara özenmemelidir. Dîne yapdığı hizmetlere, islâmiyyeti kuvvetlendirmesine ve insanların doğru yola gelmelerine sebeb olmasına güvenmemeli ve bunlarla övünmemelidir. Bu güzel işleri, kâfirler ve fâcirler de yapabilir. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", (Çok olur ki, Allahü teâlâ bu dînini fâcir kimse ile kuvvetlendirir) buyurdu.Dînini öğrenmek, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için gelenleri, arslan ve kaplan gibi zararlı bilmeli, bunun kendi harâblığına sebeb olmaması için çok korkmalıdır. Talebe gelince, kendinde sevinç duyarsa, bunu küfr ve şirk bilmelidir. Hemen tevbe, istigfår ederek bu sevinci gidermelidir. Onun yerine korku ve üzüntü yerleşinceye kadar uğraşmalıdır. Hele, talebenin malında gözü olmakdan, ondan fâide beklemekden çok sakınmalıdır. Böyle olursa, talebe istifade edemez ve pîrin harâb olmasına sebeb olur. Çünki bu yolda, yalnız hâlis din isterler. Zümer sûresinin üçüncü âyetinde meâlen, (Bilinmeli ki halis dindarlık yalnız Allah için olanıdır...) buyuruldu. Allahü teâlânın katında şirke hiçbir süretle yol yokdur. Kalbe gelen her sıkıntı ve karartı, tevbe, istigfâr ve pişmanlık ile ve Allahü teâlâya sığınarak, kolayca giderilebilir. Fekat, bu alçak dünyâ için gelen karartı, leke, kalbi büsbütün karartır, harâb eder. Bunu temizlemek çok güç olur. Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem", (Dünyaya düşkün olmak, günahların başıdır) hadîs-i şerîfi çok doğrudur. Allahü teâlâ, bizi ve sizi, dünyaya düşkün olmakdan kurtarsın! Dünyaya düşkün olanları sevmekden ve onlarla arkadaşlık etmekden, düşüp kalkmakdan korusun! Çünki o, öldürücü zehrdir ve iyi olmaz bir hastalıkdır ve büyük belâdır ve bulaşıcı hastalıkdır. Akıllı kardeşim şeyh Hamîd yanınıza gelmekdedir. Ondan işiteceğiniz yeni, tâze haberlerin kıymetini biliniz. Gerisini, buluşunca bildiririm."
- KÖ
May 29 · 1 hrKendini ve aileni gelen felaketten koru? - Tahrim 6-7 tefsiri / Kerem Önder
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerineemredilen şeyi yapan melekler vardır.” Tahrim 6“Ey inkâr edenler! Bu gün özür dilemeyin! Siz ancak yapmakta olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz.” 7Dünyadaki ateşler taşı yakamaz. Cehennem ateşi nasıl bir ateş ki yakıtı insan ve taş?“Keşşâfda, bu ifadeye, "Günahları terkedip, taatları yapmak ve ailenizi, kendinizi sorumlu tuttuğunuzşeylerle sorumlu tutmanız suretiyle, koruyun" manası verilmiştir. Yine bu ifadeye, "Kendinizi, nefsinizidavet ettiği şeylerden koruyun. Çünkü nefis, size kötü şeyleri emreder" manası verilmiştir."Bu ateşin başında iri gövdeli, sert tabiatlı melekler vardır." Cenâb-ı Hakk bu ifadeyle, on dokuzzebânî (cehennem bekçisi melek) ile onların yardımcılarını kastetmiştir. Bunlar, alabildiğine büyük, haşin vesert meleklerdir. Onların bu şekilde yaratılmış olmaları yadırganacak bir şey değildir. Yahut da onlar, Allah'ındüşmanlarına karşı, alabildiğine şiddetli, Allah dostlarına karşı alabildiğine merhametli oldukları için,hilkatlerinde değil de işlerinde böyle serttirler. Nitekim Hak teâlâ (mü'minleri vasfederken), "(Onlar),kâfirlere karşı alabildiğine sert; birbirlerine karşı ise son derece merhametlidirler" (Fetih 29) buyurmuştur.Ayetteki, "Ne emrolundular ise onu yaparlar" ifadesi. işin gerektirdiği ortamdan ötürü onların, çok çetin vesert olduklarına delâlet eder. Çünkü onlar Allah'ın emirlerini yerine getirme ve düşmanlarından intikamalma hususunda asla şefkatli davranmazlar. Burada, meleklerin, âhirette, Allahü teâlâ'nın emir ve yasaklarıile mükellef olmaya devam ettiklerine bir işaret vardır. Çünkü onlardan sâdır olacak isyan. Allah'ın emir veyasağına muhalefet olur."Ey kâfirler, bugün özür dilemeyin" buyurmuştur ki bu, "Onlara, "Bugün mazeret beyan etmeyin" denilecek"takdirindedir. Çünkü mazeret beyan atmek, tevbe etmek demektir. Tevbe ise, cehenneme girdikten sonra,artık makbul değildir. Binâenaleyh mazeret beyan etmek, onlara bir fayda vermez. yani, "Sizin yapmışolduğunuz o kötü amelleriniz, hikmet-i ilahiyye gereği size bu azabı gerekli kılmıştır."Allahü teâlâ, "Eğer yapamazsanız, ki kesinlikle yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan oateşten korununuz. Zira o, kâfirler için hazırlanmıştır" (Bakara, 24) buyurarak, cehennemin kâfirler içinyaratıldığını bildirmiştir. Öyleyse burada, mü'minlere böyle hitap etmesinin hikmeti nedir? Deriz ki:Fasıkların derekeleri, kâfirlerin derekelerinin üstündedir. Çünkü fasıklar da kâfirlerle birlikte, aynı yerde,yani cehennemdedirler. Bundan dolayı mü'minlere, "Bu ateşin kendileri için hazırlandığı kimselerlebirlikte olmamanız için, fısk-ı fücurdan (günahtan) alabildiğine kaçınmak suretiyle kendinizi bu ateştenkoruyun" denmiştir. Bu hitapla, Cenâb-ı Hakk'ın onlara, mürtedlikten korunmalarını emretmiş olması dauzak bir ihtimal değildir.” RaziAli (radıyallahü anh), Katade ve Mücahid şöyle demişlerdir: Yaptığınız işlerle kendinizi koruyunuz, onlarayapacağınız tavsiyelerle de aile halkınızı koruyunuz.el-Kuşeyrî'nin zikrettiğine göre bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiş:Ey Allah'ın Rasûlü! Haydi kendimizi koruduk diyelim. Peki aile halkımıza ne yapabiliriz?' Peygamber şöylebuyurdu: "Allah'ın size yasakladığı şeylerden onları alıkoyarsınız, Allah'ın emrettiklerini onlara daemredersiniz.""Sen aile halkına namazı emret, kendin de sabırla ona devam et" (Taha, 20/132)"Önce yakın akrabanı uyar." (eş-Şuara, 26/214)"Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını emrediniz. (Kılmazlarsa) on yaşında onları (hafifçe)dövünüz ve yataklarını birbirinden ayırınız." Ebû Dâvûd, I, 133; Hâkim“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürüsünden sorumludur. İnsanların başındaki İmâm (İslâm devletininyöneticisi) bir çobandır ve o, onlardan sorumludur. Adam aile halkı üzerinde bir çobandır ve onlardansorumludur."
- KÖ
May 28 · 51 minAbdülkadir Geylani sohbetleri 29 / Kerem Önder
“Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur: “İslâm dinini kabul etmiş biri, herhangi bir şahsa zenginliği için saygı gösterirse dininin üçte ikisi gider.” Ey münafıklar, bu yüce kelamı işitiniz. Bu hadîs-i şerifte belirtilen saygı, sadece önünden kalkmak mânasını taşır. Ya orucunu, namazını ve haccını zengin kişiler için yaparsa ne olur? Ya akşam sabah o zenginlerin eteğini öpen dindarlara (!) ne buyrulur?Dünyadan bol nasip alıp onunla meşgul olana bakma. Elinde maddî varlık taşıyana göz atma. Senin bakışların onun içine ağırlık verir. Her bakışında elimde olanı alacak diye çekinir, ruh sıkıntısına düşer, ayrıca onu üzüntüye soktuğun için hata etmiş olursun.Seni Hak doyurur. Kalbini ve sırrını da nurla doldurur. Kapısı önünde oturtur, zikir, ülfet hâlleri ile zengin kılar. Yakınlığı sayesinde kimseden bir şey talep etmez olursun.Ve sen ey Hakk'a kulluk eden, halbuki kalbin kullara bağlı. Onlardan bir şeyler bekliyor, herhangi bir isteğini vermezler diye korkuyorsun. Dıştan Allah içinmiş gibi görülen kulluğun, içten halk için oluyor. Her arzun ve çaban, kulların elindekine göre. Onların elinde bulunan saman çöpü kadar kıymetsiz şeylere tenezzül ediyorsun. Onların övmesini, yüceltmesini bekliyorsun. Onların kötülemesinden ve seni bırakıp gitmesinden çekiniyorsun. Elindekini alırlar diye titriyorsun. Onlardan alacağın bir şey için, sabahlara kadar uykunu kaçırıyorsun. Ümitlerini o kadar uzatıyorsun ki, hile yapmaya mecbur kalıyorsun. Kapılarına gittiğin zaman, içinden gelmediği hâlde ince ve yumuşak konuşuyorsun. Sebebi; sana bir şeyler versinler. Yazık sana, için bozuk olmuş. Hep gösteriş peşindesin; din yoluna girişin babadan kalma gibi. Kendini İslâm'ın emirlerine veremiyorsun.İsa (a.s) Peygamber ve şeytan arasında geçen şöyle bir konuşma anlatırlar. İsa (a.s.): “Halktan en çok kimi seversin?” diye sorunca şeytandan şu cevabı almıştı: “İmanlı olmakla beraber cimri olanı.” Bundan sonra sevmediği kimseyi sordu: “Cömert olan fâsık kişiyi sevmem.” cevabını aldı. Bunun sebebini sordu. Şeytan onu da şöyle anlattı: “İmanlı cimri, bir gün cimriliği sonunda imanını kaybedebilir; fâsık kişi ise, cömertliği yüzünden iyilere katılabilir.” Dünya ile yalnız dünya için meşgul ol. Çalışmak, kazanmak iyidir. Çünkü Hakk'a kulluk için yardımcı olur. Ama sen, bu iyiliği unuttun. Bütün servetini günah işlemekte harcadın. Çalışmak için namazı ve diğer hayırlı işleri bıraktın. Malın zekâtını vermedin. Daima isyan bayrağı çektin. Kulluk yolunu tutmadın. Çalışman, yol kesicilik gibi bir şey. Yakında ölüm gelir. Onun gelişi iman sahibini sevindirir, küfür ehlini ürkütür, münafıkları korkutur. Peygamber (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurur:“İman sahibi öldüğü zaman, Mevlâ’sının iyiliklerini görür; yaptığı iyi işlerin karşılığını seyre dalar. ‘Ah, dünyada biraz daha kalsaydım; hayır işlerimi artırsaydım’ der.”Peygamber (s.a.v) Efendimiz; “Bu iki göz zina eder.” buyurur. Gözün zinası harama bakmaktır. Gözlerin günde kaç defa zina ediyor, biliyor musun? Kadınlara ve çocuklara kötülükle bakıyorsun. Allah Teâlâ'nın şu kelâmını işitmedin mi: “İman sahiplerine söyle; gözlerini çevirsinler. (Harama bakmasınlar)” (En-Nûr, 24/30) Ey çaresiz, sabırlı ol. Dünyanın çaresizliği çabuk geçer. Büyük Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Âişe'ye şöyle buyurdu: “Yâ Âişe, dünyanın acılığını, âhiretin iyiliği için iç.” Çalış, geçmişte verilen hükme güvenme; orada isminin hangi defterde yazıldığını bilemezsin. Şaki veya said olduğunu göremezsin. Bu sır, ilâhî bilgi hazinesinde saklıdır; karışma, karışacak olursan dinden çıkarsın. Çalış, yapacağın işler acı gelse de yap. Geçmişte verilen hüküm, seni ilgilendirmesin. Yapacağın işlere bak. O derin bilgiyi ne sen ne de başkası bilir. Buna kader bahsi denir. Kader ilmini ne sen tam bilirsin ne de başkaları.Zavallı, nefsinin perişanlığına ağla. Bir çocuğun ölse, kıyamet kopmuş gibi göz yaşı akıtırsın.
- KÖ
February 28 · 49 min"Kalbi ölüyken dirilttiğimiz kişi?" - En'am 122 tefsiri / Kerem Önder
“(Kalbi) ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine, insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimsenindurumu, hiç, karanlıklar içinde kalmış, bir türlü ondan çıkamamış kimsenin durumu gibi olur mu?İşte kâfirlere, işlemekte oldukları çirkinlikler böyle süslü gösterilmiştir.” (En’am 122)“Ehl-i Me'ânî (Dil bilginleri) şöyle demişlerdir: "Kâfirler, şu ayetlerde, "ölü" olarak tavsîf edilmişlerdir:"(Onlar) diri değil, ölülerdir. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21); "Şüphesiz sen (EyMuhammed), ölülere duyuramazsın" (Neml, 80); "Kör ile gören bir olmaz" (Fâtır, 19) ve “Dirilerle ölülerbir olmaz" (Fâtır, 22). Binaenaleyh küfür bir nevi ölüm, kâfirler de "ölüler" kabul edilince, hidayet bir nevî hayat, hidayete erenlerde "diri kimseler" kabul edilmiştir. Küfür (inkâr), bir nevi ölüm kabul edilmiştir. Çünkü o bir cehalet(bilgisizlik)tir ve cehalet şaşkınlık ile durmayı gerektirir. Bundan dolayı küfür, hareketsiz kalmayı gerektirenbir ölüm gibi olmuş olur. Ölen kimse de tıpkı bunun gibi, herhangi bir şeye ulaşıp onu elde edemez. Cahil de,bir çeşit ölü gibidir. Hidayet ise, bir ilim ve basirettir. İlim ve basiret, kurtuluşa erme ve rüşd sebebidir.Kâfirin durumu ayette, "İçinden çıkamaz bir şekilde karanlıklarda kalan kişi gibi mi?" ifadesi ile anlatılmıştır.Âyetteki, “içinden çıkamaz" ifadesinde şu şekilde aklî bir incelik vardır: Bir şey devamlı olarak başka birşeyle birlikte bulunursa, o onun kendisi ve ondan ayrılmayan bir sıfatı gibi olur. Binaenaleyh kâfir devamlıcehalet ve kötü ahlâk karanlıkları içinde olursa, o karanlıklar, sanki kendisinden uzaklaştırılamayan zatı veayrılmaz sıfatları gibi olur. Bu hale düşmekten Allah'a sığınırız. Hem sonra karanlıklar içerisinde kalan kimse,faydasına olan herhangi bir şeye ulaşamaksızın, şaşakalır. Böylece de o kimseye korku, feryâd, acziyyet veorada kala kalma hakim olmuş olur.İbn Abbas şöyle demektedir: "Henüz Hazret-i Hamza'nın iman etmemiş olduğu bir sırada, Ebu Cehil Hazret-iPeygamber'e bir deve tersi, (kığısı) atar.. Derken Hazret-i Hamza, yayı elinde olarak avdan döndüğü birsırada bunu duyar. Bunun üzerine Ebu Cehil'e yönetir ve yayıyla onu sıkıştırarak başına vurmaya başlar.Derken Ebu Cehil ona, "O'nun getirdiği şeyi görmüyor musun? Akıllarımızı hiçe çıkardı; ilahlarımıza sövdü,tenkid etti!" dedi. Bu söze karşılık Hamza, "Siz insanların en beyinsizisiniz; Allah'ı bırakıp taşlaratapıyorsunuz. Ben şehadet ederim ki, eşi benzeri olmayan, bir olan Allah'tan başka bir ilah yoktur! Yineşehadet edirim ki, Hazret-i Muhammed O'nun kulu ve elçisidir" dedi. İşte bu hadise üzerine, bu âyet-ikerime nazil oldu."Mukâtil şöyle demektedir: "Bu âyet, Hazret-i Peygamber ile Ebu Cehil hakkında nazil olmuştur. Bu böyledir,zira Ebu Cehil, "Şerefte Abd-i Menâf oğullan bizi sıkıştırdı; öyle ki biz, aynı gaye uğruna yarışan iki kimse gibiolduk.. Abd-i Menafoğulları, "Bizden, kendisine vahyolunan bir nebî çıktı!" diyorlar. Allah'a yemin olsunki, ona gelen vahiy bize de gelmediği sürece, biz ona inanmayız" der. İşte bunun üzerine bu âyet nazil olur.Cenâb-ı Allah, gerek daha önceki, gerek bundan sonraki ayette bu müzeyyinin sadece kendisi olduğunu açıkolarak belirtmiştir. Daha önce geçmiş olan âyet, "Allah'tan başkasına ibadet edenlere sövmeyin. Sonraonlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler. Biz her ümmetin yaptıklarını (kendilerine) öylece hoşgösterdik" (En'âm, 108) ayetidir. Sonra gelecek olan ayet de, "Her şehir ve kasabada, oralarıngünahkârlarını, o yerlerde hilekârlık etsinler diye, büyük adamlar yaptık" (En'âm, 123) buyruğudur."İnsanların yaptığı sınavlarda üç yanlış bir doğruya götürür üç günah bir iyiliği siler. Allahın yaptığı sınavda isebir doğru on yanlışı götürür 11 soru soruldu on tanesini yanlış cevap verdin ama bir tanesine doğru cevapverdin Allahın yaptığı sınavda o doğru cevabın on tane yanlışı götürür. Kur’an ayeti şöyle der:
- KÖ
February 3 · 46 minBunlarla hemen arkadaş ol? - Nisa 69 tefsiri / Kerem Önder
"Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddîklarla, şehidlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır." (Nisa 69)“Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.” 70Bir grup müfessirin riyayet ettiğine göre, Hazret-i Peygamberin kölesi (mevlâ) olan Sevban, Hazret-i Peygamber'i çok seviyor ve O'ndan ayrılmaya hiç dayanamıyordu. Bir gün, yüzü değişmiş, bedeni incelmiş, zayıflamış ve yüzünü hüzün bürümüş olduğu halde Hazret-i Peygamberin yanına gelir. Bununüzerine Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona halini sorunca, o şöyle der: "Ey Allah'ın Resulü, benim şundan başka hiçbir derdim yok: Seni görmediğim zaman özlüyor, seninle karşılaşıncaya kadar büyük bir yalnızlık duyuyorum... Derken âhireti hatırlıyor, bu sefer de seni orada görememekten korkuyorum...Çünkü ben, cennete girdirilsem bile, sen peygamberlerin derece ve makamlarında olacaksın, bense kulların derece ve makamlarında; binaenaleyh, seni göremiyeceğim. Eğer cennete girdirilmezsim, o zaman da seni asla göremiyeceğim..." Bunun üzerine, bu âyet-i kerime nazil oldu."Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir hikmetle göndermedik" (Nisa. 63)Sıddîk, sıdkı (doğruluğu) âdet edinmiş olan kimsenin ismidir. Bir fiil bir insanın âdeti olur ve o insan bu fiili ifade eden kelimeyle tavsif edilir ise, o vasıf fiîl vezni üzere gelir. Mesela hımmîr (çok şarap içen) denilir. Her kim, şekke düşmeksizin herhangibir dini tasdik eder (doğrular) ise, o sıddîktir. Bunun delili, "Allah'a ve peyamberlerine iman edenler (yok mu!), onlar sıddîklerdir" (Hadîd, 19) âyetidir.Sıddîk, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i ilk önce tasdik etmiş ve böylece, bu hususta diğer insanlara öncü olmuş kimsenin ismidir.O, Hazret-i Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'i tasdikte öncüdür. Çünkü Hazret-i Peygamber'in, "İslâm'ı her kime arzettiysem, mutlaka o duraklamıştır; Ebu Bekir müstesna, çünkü o, hiçtereddüt etmedi" dediği meşhurdur.Alimlerimiz, Hazret-i Ebu Bekir (radıyallahü anh)'in iman etmesinden kısa bir zaman sonra, Hazret-iOsman (radıyallahü anh), Talha, Zübeyr, Sa'd İbn Ebî Vakkas ve Osman İbn Maz'ûn (radıyallahü anhnhüm)'u da İslâm'a getirdiği ve onların böylece müslüman oldukları hususunda ittifak etmişlerdir. Binaenaleyh, Hazret-i Ebu Bekir'in müslüman olması, bu büyük zatların ona uymasına vesile olmuştur.Allahü teâlâ en hayırlı ümmet olarak vasfedilmiş olan bu ümmeti, Hazret-i Peygamber'den sonra Hazret-i Ebu Bekir'i icmâ ile halife seçmeye; O (radıyallahü anh) vefat ettiği zaman, onu Hazret-i Peygamber'inhemen yanına defnetmeye muvaffak kılmıştır.Şehâdetin, insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif edilmesi caiz değildir.Mü'minler bazan, "Allah'ım, bize şehâdeti nasib et!" diye dua ederler. Eğer şehâdet, sadece kâfir tarafından öldürülmekten ibaret olsaydı, onlar, Allah'tan bu öldürülmeyi istemiş olurlardı. Oysa ki bu caiz değildir.Çünkü, kâfirin onu öldürmesini istemek küfürdür.Hazret-i Peygamber, "Karın ağrısından ölen şehiddir; boğularak ölen şehiddir" Müslim, İmare, 164,Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Çünkü, cehalet itikadda bir bozukluk, günah ise amelde bir bozukluktur. Bu böyledir, çünkü itikadı doğru, işi de mâsiyet değil taat olan herkes sâlihtir.Bil ki Cenâb-ı Hak, Allah'a ve Resulüne itaat eden kimsenin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerleberaber olduğunu açıklamış, sonra bunlardan hangisi olduğuna pek önem vermeyip, sadece onlarla beraber refîk bir arkadaş olmanın kâfi geldiğini bildirmiştir, Biz daha önce, "refik" kelimesinin, hazarda ve seferde kendisinden istifade edilen kimse manasına olduğunu zikretmiştik. Böylece Cenâb-ı Hak, bu itaatkâr kullardan fayda sağlanacağını açıklamıştır.” Razi
- KÖ
February 2 · 45 minDetoks ayı Ramazan? - Mektubat 162 / Kerem Önder
162. Bu mektûb, hâce Muhammed Sıddîk-ı Bedahşîye yazılmışdır. Mubârek Ramezân ayının üstünlüğünüve Kur’ân-ı kerîmin bu ayda indirildiğini ve hurma ile iftâr etmenin müstehab olduğunu bildirmekdedir:Allahü teâlânın zâtının şü’ûnâtından biri, kelâm şânıdır. Bu kelâm şânında, zâtın bütün üstünlükleri ve sıfatların bütün şü’ûnları bulunur. Böyle olduğu, önceki mektûblarda bildirilmişdi. Mubârek Ramezân ayında da, bütün iyilikler, bütün bereketler bulunur. Her iyilik, her bereket, Allahü teâlânın zâtından gelmekdedir “teâlâ ve tekaddes” ve Onun şü’ûnlarından hâsıl olmakdadır. Her kusûr, her kötülük de, mahlûkların zâtlarından ve sıfatlarından hâsıl olmakdadır. Nisâ sûresinin yetmişsekizinci âyetinde meâlen, (Sana gelen her güzel şey, Allahü teâlâdan gelmekdedir. Sana gelen her kötülük de, kendindendir) buyuruldu. Bunun için, bu aydaki iyiliklerin, bereketlerin hepsi, Allahü teâlânın zâtındaki üstünlüklerden gelmekdedir. Bu üstünlüklerin hepsi de, kelâm şânında bulunmakdadır. Kur’ân-ı kerîm, bu kelâm şânının hakîkatinin hepsinden hâsıl olmuşdur. Bundan dolayı, bu mubârek ayın, Kur’ân-ı kerîm ile tâm bağlılığı vardır. Çünki, Kur’ân-ı kerîmde bütün üstünlükler bulunmakdadır. Bu ayda da, o üstünlüklerden hâsıl olan bütün iyilikler bulunmakdadır. Bu bağlılıkdan dolayı, Kur’ân-ı kerîm bu ayda nâzil oldu. Bekara sûresinin yüzseksenbeşinci âyetinde meâlen, (Kur’ân-ı kerîm, Ramezân ayında indirildi) buyuruldu. Kadr gecesi bu aydadır. Bu ayın özüdür. Kadr gecesi, çekirdeğin içi gibidir. Ramezân ayı da, kabuğu gibidir. Bunun için, bir kimse, bu ayı saygılı, iyi geçirerek bu ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşursa, bu senesi iyi geçerek, hayrlı ve bereketli olur. Allahü teâlâ, hepimizi bu mubârek ayın iyiliklerine, bereketlerine kavuşdursun. Herbirimize bundan büyük pay versin! Resûlullah “aleyhissalâtü vesselâmü vettehıyye” buyurdu ki, (Oruclu olan kimse, hurma ile iftâr etsin! Çünki hurma bereketlidir). O Server “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem”, hurma ile iftâr ederdi. Hurmanın bereketli olması şöyledir ki, onun ağacına (Nahle) denir. Bu ağacın yaradılışında, topluluk ve adâlet vardır. İnsanın yaradılışı da böyledir. Bunun içindir ki, Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” Nahle ağacına, Âdem oğullarının halasıdır dedi. (Halanız olan nahleye saygı gösteriniz! Çünki bu ağaç, Âdem aleyhisselâmın çamurundan kalan artıkdan yaratılmışdır) buyurdu. Görülüyor ki, Nahle, Âdem aleyhisselâmın çamurundan yaratılmışdır. Nahleye bereket buyurması, bunda herşeyin bulunduğu için olsa gerekdir. Bunun için, nahlenin meyvesi olan hurma yinince, insanın parçası, dokusu olur. Böylece hurmada bulunan herşey, insana da aktarılmış olur. Hurmada bulunan sonsuz üstünlükler, bunu yiyende de bulunur. Hurmayı yiyen herkes böyle olur ise de, oruclu kimse, iftâr zemânında, şehvetlerden ve dünyânın geçici zevklerinden temiz olduğu için, hurmadan pekçok istifâde eder. Anlatdığımız fâideleri dahâ tâm ve dahâ olgun olur. O Server “aleyhi minessalevâti efdalühâ ve minettehıyyâti ekmelühâ”, (Mü’minin sahûrunun hurma ile olması ne güzeldir) buyurdu. Bu da belki, hurma insanın dokularına karışınca, insanın hakîkatini temâmladığı içindir. Oruclu iken, böyle şey olmadığı için, bunun karşılığı olarak sahûrda hurma yimenin güzel olduğunu bildirmişdir. Hurma yimek, çeşidli yemekleri yimek gibi fâideli olmakdadır. Hurmanın bu bereketi, kendisinde herşey bulunduğu için, iftâr zemânına kadar insanda kalır. Hurmanın bu fâidesi, ancak islâmiyyete uygun olarak yinildiği, islâmiyyetden kıl ucu kadar ayrılık bulunmadığı zemândır. Tâm fâidesine kavuşmak için, bir ağacın bir meyvesi olarak değil, bildirdiğimiz topluluğunu, bereketini düşünerek yimek lâzımdır. Yalnız bir meyve olarak yinirse, yalnız madde, kalori fâidesi elde edilir. İşin iç yüzü bilinerek yinirse, bereketine kavuşulup, bâtını da besler. Bereketine kavuşmadan yimek kusûr olur. İftârı erken, sahûru geç yapmakda da, bu incelik vardır. Vesselâm.” Rabbani
- KÖ
Dec 25, 2025 · 43 minAbdülkadir Geylani sohbetleri 28 / Kerem Önder
“Bir gün Peygamber Efendimiz’in huzuruna biri geldi ve “Seni Allah için seviyorum.” dedi. Şu cevabı aldı: “Ohalde, fakri gömlek gibi giy. Belaya sarıl. Öbür âlemde beni bulmak, benimle olmak için yaptıklarımıyapmalısın. Sevginin baş şartı; uymaktır.” Hz. Sıddîk, Peygamber (s.a.v) sevgisine sadık idi. Bütün malınıPeygamber yoluna harcadı. Peygamber’in sıfatına büründü. Hak kapısında Peygamber'e eş oldu. Her şeyidağıttığı zaman, kendisine sarınacak bir aba kalmıştı. Çocukları için, Allah ve Peygamberi’nden başka hiçbirşey ayırmadı. İçini ve dışını Peygamber'in hâline uydurmuştu. Sana gelince, yalancısın. İyi insanların sevgisipara ile ölçülemez. Onların karşısına paranı, altınını çıkarmaktasın. Bu hâlinle onlara yakınlık iddiaediyorsun. Onlara yakın olmayı diliyorsun. Aklını başına al. Bu sevgi yalandır. Seven sevdiğinden bir şeyesirgemez. Sevilen her şeye tercih edilir. Fakr hâli Peygamber (s.a.v) Efendimiz’den ayrılmazdı. Bu sebepleşöyle buyurmuştu: “Fakr hali, beni sevenlere, selden daha çabuk varır.” Hz. Âişe'nin şu sözü önemlidir:“Peygamber hayatta iken dünya bize gülmedi. Daima darlık ve sıkıntılı oldu. Peygamber’in öbür âlemegöçünden sonra üzerimize çöktü.” Peygamberimiz ’in sevgisini kazanma şartı fakr hâlidir. Allah sevgisi için debela şarttır. Bazı büyükler şöyle der: “Her velayet hâlini bela takip eder.” Sebebi, boş yere Allah sevgisi iddiaedilmeye. Öyle olmazsa, riyakâr ve münafıklar da Allah sevgisi iddia eder; belki de davalarınıkazanabilirlerdi. Boş davadan dön. Yalan işleri bırak. Kendi başına tehlikeler çıkarma. Şayet bir dava açmakistiyorsan, ispatlı, delilli olsun. Aksi hâlde ne bizden olursun ne de davayı kazanabilirsin. Altın işlerindenanladığını iddia ederek övünme. Sonra pişman olursun. Utandırırlar; bir şey sorarlar, bilemezsin.Yılan ve yırtıcı hayvanlarla uğraşma. Onlar seni perişan eder. Eğer Havva isen yılana yanaş. Kuvvetinegüveniyorsan, yırtıcı hayvanlarla dalaş.Ey evlat! Münafıkları bırak. Allah'ın azabına kendini atmak isteyenlerden uzak ol. Aklını başına al. Zamaneinsanlarının çoğundan uzak dur. Onlar elbise giymiş kurtlara benzerler. İyi insanlar azdır.Her şeyi sizin için arıyorum. Bana bir şey gelmese de olur. İpimi kuyuya salarım; oradan çıkanı size veririm,ben almam. Beni zengin edecek şeyim var. Sizden hiçbir şey talep etmiyorum. Bana göre çalışmak vardır.Çalışamayacak olursam, tevekkül ederim. Sizin getireceğinize bakmam. Getirmenizi zaten beklemem. Nifaksahipleri sizi bekler; Allah'a güvenmez, sizin vereceğinize dayanır. Allah'ı unutur. Yaratan’a itimat etmez.Kurtuluş istiyorsan, örsümün üstüne yat. Çekicimin vuruş sesleri ile nefsin, şeytanî duyguların ve sana tesireden şeytanî kuvvetlerin beynine sesleneyim. Düşmanlarını korkutayım. Kötü arkadaşlarını kaçırayım.Afetler çoktur; fakat onu indiren bir tanedir. Hastalık sayılamayacak kadardır; ama onun doktoru bir tanedir.Ey nefisleri hasta olanlar. Varlığınızı doktora teslim ediniz. Sizi tedavi ederken onu itham etmeyekalkmayınız. Onun kadar şefkatli olamazsınız. Sizi incitmeden tedavi eder. Nefsinizi o doktor kadarkorumanız kabil değildir. O Aziz tabibin önünde dilinizi tutunuz. Ona taarruz etmeyiniz. O'na teslimolduğunuz takdirde dünya ve âhiretin hayrını bulursunuz.
- KÖ
Dec 24, 2025 · 38 minAllah'a fısıldayan adam? - Bakara 186 tefsiri / Kerem Önder
“Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, duaedenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana imanetsinler.” Bakara 186Kullarım sana beni sorarlarsa, şüphesiz ben yakınımdır” yani de ki: Ben yakınımdır. Bu, kulların işlerini vesözlerini eksiksiz şekilde bilmesinin ve hâllerinden en yakınlarındaki biri gibi haberdar olmasının temsilidir."Dua edenin dua ettiği zaman duasına icabet ederim” yakınlığı akıllara yerleştirmekte ve dua edene icabetedeceğine vaattir. "Öyleyse onlar da bana icabet etsinler” onları îmana ve taâta çağırdığım zaman, nitekimmühim işleri için bana dua ettikleri zaman da onlara icabet ediyorum.“Kullarına zikir olan tekbiri ve şükrü emredince, lütfunun ve rahmetinin kullarına yakın olduğunu; onlarınzikir ve şükürlerinden haberdar olduğunu; kullarının nidalarını duyup, dualarını kabul edip, ümidlerini boşaçıkarmayacağını beyan etmiştir.Görmüyor musun ki İbrahim (aleyhisselâm) dua etmek isteyince, önce Cenâb-ı Allah'ı medh-ü sena etmişve, "O beni yaratan ve bana hidayet edendir. Bana yediren, bana içiren O'dur. Hastalandığım zaman banaşifa veren O'dur. Beni öldürecek, sonra beni diriltecek Odur. Kıyamet günü kusurlarımı bağışlayacağınıumduğum da O (Rabb)dir." (Şuara, 78-82)demiştir. Bütün bunlar, Hazret-i İbrahim'in Allahü teâlâ'ya medh-üsenalarıdır. O bunlardan sonra duaya başlayarak, "Ya Rabbi, bana hüküm (hikmet) nasîb et ve benisalihlere kat" (Şuara, 83) demiştir. Burada da aynı şekilde Cenâb-ı Allah ilk önce tekbiri emretmiş, dahasonra da duayı emretmiştir.
- KÖ
Nov 17, 2025 · 43 minBütün fiillerini amele dönüştür? - Mektubat 167, 169 / Kerem Önder
167. Bu mektûb, Herdîram-ı Hinde yazılmışdır. Allahü teâlâya ibâdet etmeği ve kendi yapdığı tanrılara tapınmakdan sakınmağı dilemekdedir: İki mektûbunuz geldi. İkisinde de, bu fakîrleri sevdiğiniz, bunlara sığındığınız yazılı idi. Bir kimseye bu devleti ihsân ederlerse ne büyük ni’met olur. Fârisî beyt tercemesi: Bildirmesi lâzım olanı söyledim sana! İster kıymetini bil, istersen darıl bana. İyi dinle ve iyi anla ki, bizim ve sizin ve hattâ herşeyin, yerlerin, göklerin, yüksekliklerin, alçaklıkların yaratanı, varlıkda durduranı birdir. Nasıl olduğu anlaşılamaz. Benzeri ve ortağı yokdur. Şekli ve görünüşü olmaz. Baba, çocuk değildir. Onun gibi, Ona benzer birşey düşünülemez. Onun birşey ile birleşmesi, bir şeyde bulunmasını düşünmek çok çirkin olur. Bir yerde bulunması, bir yerde görünmesi olamaz. Onda zemân yokdur. Zemânı O yaratmışdır. Bir yerde değildir. Heryeri O yaratmışdır. Hep var idi. Varlığının başlangıcı yokdur. Hep vardır. Varlığının sonu olmaz. Her iyilik ve yükseklik Onda vardır. Hiçbir kusûr ve aşağılık Onda olamaz. İşte bunun için, ma’bûd olmağa, tapınmağa hakkı olan yalnız Odur. Tapınmağa lâyık olan ancak Odur. Hindûların Râm ve Kerşen denilen putları, Onun yaratdığı şeylerden zevallı iki dânesidir. Her ikisinin de anası ve babası var idi. Râm, Ceretin oğlu ve Leknenin kardeşi idi. Sîtanın kocası idi. Râm, kendi çoluk çocuğunu koruyamamışdı. Başkalarını nasıl koruyabilir? İyi düşünmek lâzımdır. Câhillere uymamalıdır. Yerleri gökleri yaratana, Râm ve Kerşen gibi ismler takanlara milyonlarca yazıklar olsun! Bunların hâli, büyük bir pâdişâha, aşağı bir çöpçünün ismini takanlara benzemekdedir. Râm ile Rahmanı aynı şey sanmak, ne aklsızlıkdır? Yaratan, yaratdığı ile bir olur mu? Anlaşılamayan birşey, bilinen şeylere benzetilemez. Onlarla birleşemez. Râm ve Kerşen yaratılmadan önce, âlemlerin yaratanına Râm ve Kerşen denilmiyordu. Bunlar yaratıldıkdan sonra, ne oldu ki, o eşsiz olan ulu Allaha, Râm ve Kerşen denildi? Râm ve Kerşenin ismleri, yerlerin, göklerin sâhibinin adı sanıldı! Olamaz, olamaz, hiç olamaz! Gelip geçmiş olan, yüzyirmidörtbine yakın Peygamberlerin hepsi “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” insanları, yalnız bir yaratana ibâdet etmeğe çağırdılar. Ondan başkasına tapınmağı yasak etdiler. Bütün Peygamberler, kendilerinin âciz birer mahlûk olduklarını söylediler. Allahü teâlânın büyüklüğünden, kuvvetinden korkarlar ve titrerlerdi. Hindûların tapındıkları kimseler ise, herkesin, kendilerine tapınmasını istediler. Kendilerini ma’bûd olarak tanıtdılar. Bir yaratanın varlığına inanıyorlardı. Fekat, Onu kendilerine hulûl etmiş, kendileri ile birleşmiş sanıyorlardı. Bunun için, herkesin kendilerine tapınmasını istiyorlardı. Kendilerine tanrı diyorlardı. Her kötülüğü yapıyorlardı. Tanrı, her istediğini yapar ve yaratdığı şeyleri istediği gibi kullanır diyorlardı. Bunlar gibi, dahâ nice bozuk ve saçma sözleri vardı. Kendileri sapıtmış, başkalarını da sapdırmışlardı. Peygamberler “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” böyle değildiler. Başkalarına yasak etdikleri kötülüklerden kendileri de ençok sakınırlardı. Kendilerinin de, herkes gibi insan olduklarını söylerlerdi. Fârisî mısra’ tercemesi: Yollardaki ayrılığı gör! Nerden nereye? 170Bu mektûb, şeyh Nûra yazılmışdır. Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını gözetmek ve onlarla iyi geçinmek de lâzım olduğu bildirilmekdedir: Allahü teâlâya hamd olsun. Onun seçdiği, sevdiği kullarına selâmlar olsun! Ey akllı kardeşim! Allahü teâlânın emrlerini yapmak ve yasaklarından kaçmak lâzım olduğu gibi, insanların haklarını ödemek ve onlarla iyi geçinmek de lâzımdır. (Allahü teâlânın emrlerini büyük bilmek ve Onun yaratdıklarına acımak lâzımdır) hadîs-i şerîfi, bu iki hakkı yerine getirmek lâzım olduğunu göstermekdedir. Bu iki hakdan yalnız birini gözetmek kusûr olur. Bir bütünün, bir parçası, onun hepsi demek değildir. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara dayanmak lâzımdır.
- KÖ
Nov 16, 2025 · 47 minAbdülkadir Geylani sohbetleri 27 / Kerem Önder
“Akıllı ol. Yalancı olma. Allah'tan korktuğunu söylüyorsun, fakat halktan biri seni tehdit etse korkuyorsun. Hiç kimseden korkma. İnsanlar sana bir şey yapamaz. Cin tayfasından çekinme, sana zararları dokunmaz. Dünya azabından korku duyma. Öbür âlemin sıkıntısından üzüntü çekme. Azabı yapacak kudret sahibinden kork. Silâhtan korkma, onu atacak elden kork. Aklı başında olan, kulların dil uzatmasına üzüntü duymaz. Allah yolunda akıl sahibi, ondan gayri şeylerin sözünden üzülmez. O insan bilir ki, yaratılmışların cümlesi Hak katında aciz ve perişandır. Hepsi O’na muhtaçtır.Bir gün Bayezid-i Bistamî oturuyordu. İçeri biri girdi. Sağa ve sola bakmaya koyuldu. Niçin baktığı soruldu, namaz kılmak için temiz bir yer aradığını söyledi. Bayezid ona döndü ve şöyle dedi: Pisliğin görülmediği her yer temizdir. Yalnız, kalbini temiz et. İstediğin yerde namaz kılmaya başla.” İhlas sahibi olanlar, riyadan korkarlar. Bu bir akabedir. Bu an geçtikten sonra riya ortadan kalkar. Çünkü her varlık Hakk'ın olur. Riya yapacak kimse kalmaz. Gösteriş, için dışa uymaması hâli, kendini beğenmek, şeytanın oklarındandır; o bu okları kalbe atar ve yaralar. Büyük insanları dinleyiniz. Hakk'a götüren yolu onlardan öğreniniz. Büyük yolun yolcuları onlardır. Onlara nefsinizin kötü hallerini sorunuz. Şahsî arzu ve tabiî isteklerin kötü durumlarını onlardan öğreniniz. O büyükler, başlarına gelecek belâyı bildiler. Nefsin kötülüğünü anladılar. Bu yüzden etrafı bırakıp kendi hallerine düştüler. Hayli zaman öyle kaldılar. Nefis canibinden gelen arzuya yıllarca uzaklık duygusu beslediler. Böylece ona galip geldiler; nefislerine hâkim oldular.Şeytanın üflemesine aldanma. Nefisten bir ok atılırsa yıkılma. O kendi oku ile atar. Ve ancak onun yoluna girersen ok sana değer. Nefsin yoluna girmeyene ok değmez. Malûm şeytan, ancak insan şeytanları vasıtası ile kötülük yapar. Nefis ve kötü arkadaştan Allah'a sığın; yardım iste. Bu kadar düşmanla baş edemezsin, ondan daima yardım talep et. O yardımını esirgemez. Hakk'ın yardımını varlığında sezer, manevî bir kuvvete sahip olursan, hemen çık; halka koş, nefse yanaş ve şöyle de: “Topunuz birden geliniz; bana zarar veremezsiniz.” Yusuf (a.s) Peygamber, mülk sahibi olup kuvvet kazanınca bütün hane halkını yanına çağırdı. Mahrum, Allah'tan yardım bulamayandır. Asıl zavallı, dünyada ve âhirette Allah'a yakınlık duygusunu kaybedendir. Geçmişte, kullara gönderilen kitapların bazısında, şöyle buyrulmuştu: “Ey âdemoğlu, sana sahip olmasam her şey senden el çeker.” Hak Teâlâ senden neden el çekmesin ki? O'nun her işine itiraz ediyorsun. O'ndan daima kaçıyorsun. İman sahiplerinden geri durduğun yetmiyormuş gibi, bir de eziyet ediyorsun. İşlerin, iman sahiplerini üzmekte, onları incitmekte. İçinle ve dışınla onları kırmaktasın. Yaptığın işin kötülüğünü Peygamber (s.a.v) Efendimiz’den dinle: “İman sahibine eziyet etmek, Beytü’l-Mamur'u ve Kâbe’nin yapılmışını on beş defa yıkmaktan günah itibarı ile daha büyüktür.”Yazık sana. Ey durmadan Allah adamlarına eziyet eden, yukarıdaki büyük sözü iyi dinle ve anla. Peygamber’in yüce kelâmını iyi dinle. Eziyet ettiğin kimseler, sâlih kimselerdir. Onlar, Allah'a iman etmiş insanlardır. O'nun varlığına iman sahibi olmuşlardır. O'na dayanan ve O'na itimat eden, onlardır. Yakında öleceksin. Malın geri kalacak, bulunduğun evden atacaklar, öğünmekte olduğun mal, seni hiçbir sıkıntıdan kurtaramayacak.” Geylani“Kişi, bilmediği şeyin düşmanıdır.” Hazreti Ali r.a.Zayıf adamlarla yola çıkmayın! Küçük bir zorlukta ya yolu satar ya da sizi...Telefonunun şarjı %5 se, Onun enerjisi de 5 te oluyor. Tamamen aletle senkronize olmu